Notlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Notlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.6.11

Sinirden Beynim Gözlerimden Fırlayacak Sevgli Okur!

Neler olduğunu maalesef açıklıkla anlatamayacağım sevgili okur ama son 2 günde çok net öğrendiğim şeyler:
  1. İş yerinde aynı kademede ya da altında çalışan hiç kimseye "eşitlik" martavalı okuma, onları ez, süründür. Yoksa er ya da geç onlar seni süründürür. 
  2. Birisi işsiz diye üzülmeyeceksin. İşsizse bir sebepten dolayı işsizdir. O sebepten dolayı, sen de onu işe alma, sebebi bilmesen bile. 
  3. Kişi doktora yapmış, hayatının yarısından çoğunda mesleğinin eğitimini almış olabilir. Ben böyle birisinin işsiz olmasının sebebini Türkiye'nin kötü şartlarına bağlamıyorum artık. Bunun sebebi o kişinin içinde saklı eminim!
  4. Tekrar söylüyorum, iş yerinde eşitlik diye bir şey yoktur. Kimseye talep etmediğini verme, hatta talep ettiğini de verme.
  5. Sadece kendi çıkarını düşün.
  6. İyi olma, hatta düşüncesiz ve kaba ol.
Allahııııııııııııııım o kadar sinirliyim ki!

11.6.11

Bu Makaleyi Neremden Yazsam Acaba?

Sevgili Okurum,

Farkındaysan yazma sıklığım arttı birden bire. Neden acaba :)

Çünküüü yine bir ödev hazırlamam gerekiyor.
Bu seferki bir makale olacak.
Şimdiye kadar bir makale yazıp da bir hocanın "çok güzel olmuş P. eline sağlık" dediği olmadı hiç. Aldığım geribildirimler daha çok
  • "İşkembeden tartışma yazmışsın!" 
(yanda bir işkembe görüyorsun sevgili okur, insanda bulunmayıp efendim, sığır hayvanında, koyun hayvanında, kısacası geviş getirenlerde bulunan bir organmış kendsi Yenen otlar ilk burada birikiyormuş. 
Geribildirimden sonra merak ettim baktım. Yükseklisans öğrencisiyim sonuçta, araştırmak için yanıp tutuşuyorum o dönemde!)
  • (Ve daha az yaratıcı bir geribildirim olan) "Hiç mi makale okumadın!" 
yönünde oldu.
Bunları diyen sayın profesör hoca (İ.D.) dediğinde ben 24 yaşındaydım.
Şimdi oldum 28.
O zamandan beri hiç kalkışmadım akademik bir şey hazırlamaya, zira ağzımın payını almıştım. Şimdi katıldığım ve 3. senesine kadar sağ sağlim gelebildiğim eğitimde bakalım ne geribildirimler alacağım yazımla ilgili (börkenek, kırkbayır vs...)

Umarım blog yazmak, yazma kapasitemi artırmıştır.

Şimdi bir müzik çalayım ve çalışma isteği içime dolsun!
Kendime bir güven gelsin!
Tüm makaleler kaymak gibi okunsun, kitap bölümleri nehir gibi aksın gözlerimin önünden...
Makalem şelale gibi patlasın!
Hadi bakalım :)




"P meets the Darth Vader"
May the force be with you, P...


1.6.11

Yuppiiii

Amanınlaaaar...
Aylardan sonra ilk defa tekrar bloğuma gireyim dedim. Hiç umudum yoktu gireceğimden...
Açıldı ama!
Bir sevindim bir sevindim anlatamam sana sevgili okur...
Nicedir bakmıyordum, umudumu kesmiştim blogpspottan. Haberlerini bile takip etmiyordum artık...


Sevgili okurum,
Günlerdir ne kadar hastayım anlatamam.
Ateşim ilaçlara rağmen inmedi 38'lerden...
Yutkunmadan yaşamak o kadar zormuş ki, oof of çok yoruldum a dostlar..
Bugün biraz daha iyiceyim neyse ki..
Azıcık daha düzeyeim son zamanlarda olan olaylarla geri dönneceğim, söz!
:)

3.12.10

P. için...






Cancağazım P'nin doğumgünü bugün sevgili okur :)
Makus talih, görüşemeyeceğiz bugün onunla...O yüzden bu yazı ve bu müzik benim ona hediyem...

Bak sana kısaca P'yi anlatayım...
P çıtı pıtı, tini mini, tatlı mı tatlı, şirin mi şirin bir hatun. Sanırım  27'sine giriyor bugün.
  • Çok komiktir P. Sıkıntılı bir durumu öyle bir anlatır ki gül gül ölürsün. 
  • Biraz kaygılıdır ama onun kaygılarını dinlemek sıkmaz bunaltmaz beni. Aksine çok yakın hissederim kendimi. 
  • Heyecanlıdır ve sakindir ve konuşkandır ve sessizdir - kutupları yoktur dengededir :))
  • Arkadaşlarını çok  sever, ilişkilerine önem gösterir. 
  • İnce düşüncelidir. 
  • Anlayışlıdır.
  • Tatlıdır.
  • Süprüzlüdür, hiç sıkılmazsın yanında.
  • Son ana bırakır çoğu şeyi, benim gibi :)
  • Mesleğinde çok başarılıdır ayrıca ;)
  • Sesteş Günler'i yakından takip eder, müziklerini çok sever...
Two to Tango albümünü sevmiş, aramış, bulamamış...
Albümün en eğilenceli şarkısı P için çalıyor bugün!

İyi ki varsın! İyi ki çıktın karşıma :)
Seni çooooook seviyoruuumm!!

28.11.10

Hamamböceği



Son dönemde iyi hissediyorum, evet.
Ama bu,
mutlu blog yazımı yazdıktan beş dakika sonra
ters dönen hamamböceğinin çaresizliğini
içimde hissetmeyeceğim anlamına gelmiyor sevgili okur...
Sen de, ben de bunu böyle belleyelim!
Düşmez kalkmaz bir Allah...
Ben de bir iniyorum bir çıkıyorum işte...


Pink Floyd - Ummagumma - Grantchester Meadows

16.10.10

Yazacak Mutlu Bir Şeyler


Son zamanlarda bir sürü kere bir şeyler yazmak için açtım bloğumu ama beğenmedim yazacaklarımı sevgili okur. Ne yazsaydım?
İki çok sevdiğim insanın başka şehirlere gidişini mi? Yoksa kaybettiklerimi ne kadar özlediğimi mi? Yoksa yoksa, son dönemde edindiğim kaybetme korkularımı mı?
Beğenmedim yazacaklarımı taa ki düne kadar. Önce mutlu bir müzik koyalım, sonra anlatayım..



Bugün ise iki sebebim var yazmak için. İkisi de birbirinden çok keyfimi yerie getiriyor :)

    Birincisiiiiiiii
    Turuncu yani ofisimle ilgili.
    Bir buçuk sene önce S ile kendimize bir merkez kurduk. İkimizin de hayaliydi kendi merkezimizde, kendi danışanlarımızı görmek. Bu güzel hayali, iki dost, gerçekleştirdik, Turuncu'yu doğurduk :)
    Açılışımıza bir sürü arkadaşımız geldi ve güzel saksı çiçekleri, minyatür ağaçlar getirdiler. Açılış gününün sonunda Turuncu bir danışmanlık merkezinden çok, tropik bir ormana benziyordu. Amma velakin okurcuğum, S de ben de başka işlerde full time çalışıyorduk ve Turuncu'ya vakit ayıramıyorduk bir türlü. 2. ayın sonunda iki saksı çiçeğimiz ölmüştü. Zaman içinde üç tanesini daha kaybettik. Çünkü başlarda çok da fazla danışanımız yoktu. Olabildiğince az giderimiz olsun diye bir sekreter de çalıştırmıyorduk.  Biz çalıştığımız için çok gidip gelemiyorduk da. Neyse ki yavaş yavaş işler arttı ve kalan yedi çiçek yaşamını sürdürmeyi başardı. Birisi ise hala bitkisel hayatta :) Nasıl oluyorsa.. :))
    Binbir guclukle istifa ettigimi beni dikkatli takip eden okurlarım bilirler. Bu istifadan sonra Turuncu'ya odaklandım. S maalesef taşındı... O yüzden tek başıma odaklandım. Veeee bir sekreter çalıştıracak parayı kazanmaya başladım. Çok tatlı birisi Turuncu'nun sekreteri. Sahiplendi Turuncu'yu. Bazen benden daha iyi baktığını hissediyorum. Ohh... Çok güzel.
    İşte, sevgili sekreterim bugün ofisimize turuncu bir balık getirmiş cam bir fanusun içerisinde. Masasına koymuş. Gelen her çocuk ilgilendi balığımızla  :)
    Aklıma ölen çiçeklerimiz geldi. O zamanlar çiçekleri yaşatamazken şimdi bir balık yaşıyor ofiste :) Her iş yavaş başlar demişti M zamanında...Gerçekten doğruymuş...
    Huzur veriyor Turuncu'nun hareketlenmesi bana... Bir hayal gerçek oluyor! Ne güzel!

    İkinci konu ise çok tatlı iki insan ve bir olasılık ile ilgili :)
    Biliyorum ki her ikisi de okuyacak bu yazıyı. Ama yazmadan önce müziği değiştiriyorum :)



    Okurcuğum, benim iki arkadaşım var. Biri R biri U. R'yi şans eseri tanıdım. U'yu da onun sayesinde. Sonra onlar erdi muratlarına biz çıktık kerevetlerine... Gerçi düğünlerine gidemedik ama, neyse :)
    İşte bu iki tatlı insanın önce evlerini su bastı sonra da ev sahipleri evi satmaya karar verdi.. Aman ne üzüldüm! Neden üzülmedim okurcuğum, çünkü bizim binada bir sürü kiralık ev var. Onlar da bizim evin manzarasını seviyorlar. Evi de beğeniyorlar. Kirası da onların bütçesine uygun geliyor.
    Belki de taşınırlar :)
    Bu olasılık beni çok çok heyecanlandırıyor. Giden onca insandan sonra evrenin bana bir borcu olduğunu düşünüyorum. Eğer bu borcu R&U'yu bizim binaya taşıyarak ödeyecekse evreni affedebilirim belki. Gidenlerin yeri dolmaz ama bana süper bir kıyak olur bu sevgili evren... Consider this! (Evrenin Türk olmama ihtimaline karşı)

    İşte durumlar böyle...
    Bu gece keyfim yerinde.
    Birazdan B ile blues dinlemeye gideceğiz. İçkiye az ödemek için başladık demlenmeye :)
    Eeee, o paralar kolay kazanılmıyor ama di mi?
    Hadi okurum kal sağlıcakla...
    Şu şarkıyı da dinle öyle git...
    Keyfimiz iyice yerine gelsin!
    The Doors'dan geliyor,
    Güzel gecelerrrr...

    28.5.10

    Bloğa not

    Tarihe not düşmek istiyordum ama bulunduğum durumda yapabileceğim tek şey bloğa not düşmek...

    Bundan 9 ay önce Domuz gribi diye bir şey vardı hayatımızda. Aşı olsak mı olmasak mı? Ölecek miyiz kalacak mıyız? Hangi ilaç iyi geliyor? WHO ne demiş, kaç puan vermiş...

    O zaman konuşulan üç konudan biriyken şimdi aklımızda bile değil...
    Tuhaf...
    Gündem nasıl da değişip gidiyor...

    25.5.10

    İstifa vs. İstifra

    Çok önemli bir şey oldu okurcuğum, anlatmazsam çatlarım. 

    İstifa ile istifra arasında sadece bir harf olması tesadüf değil bence.
    İstifa etme fikri alkol gibi. Önce böyle bir olasılığın varlığı insanı rahatlatıyor. "Sonuçta burada çalışmayı kendim seçiyorum, istemesem yeni işler ararım" diyor insan. Sonra yavaş yavaş durumun böyle olmadığını görüyor. Gitse gidemiyor, kalsa kalamıyor. İstifa fikri bünyede yeterinden uzun süre kalınca istifraya yol açabiliyor kanımca sevgili okur, aynı alkolün kanda artışı gibi.

    Daha önce de girişimlerim olmuştu ama bir şekilde ikna olup tekrar düşünmeye sevk edilmiştim. Neyi düşüneceksem artık...

    Ben bugün istifa ettim sevgili okur.

    Nasıl hissediyoruuuum?
    Heyecanlıyım galiba...
    Sanki bu güne kadar bir kozadaydım. Ne yaşıyordum, ne de ölüydüm. Ne huzurluydum, ne de korkuyordum. Ama artık kozadan çıktım. Bunun ucunda yükselmek de var batmak da... Başarı da başarısızlık da olası artık...

    Bu kararla yaşamaya, hayata temas etmeye başladım sanırım. Hissetmemektense ağlayacağım, güleceğim, korkacağım, heyecanlanacağım...

    Günün şarkısı Candan'dan gelsin o zaman...

    11.5.10

    Bahar

    Hosgeldin sevgili okur! Yine bir yenilikle karşındayım! :) Şimdi 3 dakika mola ver. Hem müziği dinle, hem yazımı oku... Okuman bitince de gözlerini kapat hayal kur müzik bitene kadar... Rahatla, sakinleş ve keyiflen...





    Havalar çok sıcak değil. Bir güneş çıkıyor bir yağmur başlıyor. Oh geldi yine bahar! Baharın kararsızlığını seviyorum. Her an her şey olabilirmiş gibi... Dinamik. Mesela yaz öyle değil. Sabah sıcak. Sonra öğlen oluyor - daha sıcak. Akşam oluyor yine sıcak. Gece belki ılık belki uyutmayacak kadar sıcak. Kış da benzer. Ama bahar öyle mi sevgili okur? Sabah serinliği, öğle sıcağı, öğleden sonra yağmuru, akşam esintisi, gece serinliği...

    Ben de bahar gibiyim bu aralar. İçimde, düşüncelerimde, duygularımda bir şeyler harekete geçti. Sanki her şey donmuştu da şimdi erimeye başladı. Bir kaç hafta öncesinde ne kadar durgunsam şimdi de o kadar dinamiğim. Hareketli gibi değil de değişkenim. Değişkenliğim karar vermemi zorlaştırsa da; donmuş düşüncelerle, duygularla, donuk yaşamaktansa "özgürce" fikir, duygu değiştirdiğim bu halimi daha çok seviyorum.

    Bir sarkaç gibi salınır salınır dengeye gelirim sanki böyle olunca.
    Sonra durum değişirse yine salınırım.
    Nasıl öğlen sıcağı akşama kalmıyorsa ben de değişirim.

    15.4.10

    İran Kedisi Oldum Ben!

    Eveeeet, üzerimizdeki depresif toprağı atarak bugüne başlıyoruz güzel okur.
    Bak dün ne olmuştu...

    Dün sabah saatim çaldı, B'nin saati çaldı, ikisi de 10 kere ertelendi ama kalkamadım sevgili okur.  B sordu, "uyanmıyor musun?" diye... Uyanmıştım ammaaaa karanlıklara uyanmıştım, göremiyordum. Çünkü İran Kedisi olmuştum ben artık. Gözlerim onlarınki gibi akmıştı, çapak çapaktı, çipil çipildi. Gözlerimdeki çapakları temizleyince ışığa tekrar kavuştum. Fakat gözlerim kıpkırmızıydı. Şimdi göz damlaları gelsindi, çay banyoları gitsindi, suni göz yaşları fışkırtılsındı gözlere... Zira İran Kedisi olmak zor işti!

    Bugün desen yine aynı sevgili okur. Gerçekleri görmeyeyim diye gözlerimi kapatan çapak perdesine inat damlatıyorum göz damlalarımı! Belki rapor alacağım ve çektiğim tüm bu sıkıntıya değecek :) Belli değil ama henüz. Bloğa koyayım diye gözü akmış İran Kedilerinin fotograflarına baktım... Çok kötü görünüyorlardı. Ben de kendi kedimin resmini koymaya karar verdim okurcuğum... Sağlıcakla kal...

    13.4.10

    Hal ve Gidişim

    Bugün kedi patilerinin karnımı dürtüklemesinden hemen sonra gözlerimi açtım.
    Kolumdaki saate baktım 6.58. 2 dakika sonra saatim çalacak. Tekrar kapadım gözlerimi. Dalarken çaldı saatim. 3 dakika sonra yine çalsın diye erteledim. Sonra tekrar erteledim. Tekrar, tekrar, tekrar... 10 ya da 11 kere. Sonra çıktım yataktan. B uyanmamıştı. Banyodaki işlerimi hallettikten sonra uyanır o. Banyoya girdim, kedi de geldi. Duş almaya karar verdim. Saat 7.30'du, 8'de evden çıktığımda ancak yetişiyordum işe. Duş kararı geç kalmak adına da verdiğim bir karardı yani.

    Çıktım banyodan. Giyindim saçlarımı kuruttum. Dişlerimi fırçaladım. Parfüm sıktım. B'den 5 dakika sonra evden çıkmıştım. 8.22.
    Salı günleri iş yerinde toplantı olur. "Büyük"lerimizin o günkü ruh haline göre 8.30'dan 9.10'a herhangi bir saatte başlayabilir toplantı. Geç kalmamak için 8.25'te hazır ve nazır olmak gerekir. Geç kalmaya karar verdiğim için yolda da hiç acele etmedim. 8.47'de arabamı park etmiştim. Asansör bekledim, yukarı çıktım, odama geldim. Maalesef toplantı başlamamıştı ve geç kalamamıştım. Çayımı aldım, biraz lak lak ettim ve "büyük"lerimiz uygun görünce başladık toplantıya.

    Bu salıları ve cumaları olan toplantılarda hiçbir rolüm yok aslında. Orada bulunmak tek sorumluluğum. Bana bir soru sorulması, yeni bir görev verilmesi olasılığı da yok. Konuyla gerçek anlamda bir ilgim de yok. Ama orada olmam isteniyor diye oradayım işte. Bir asker gibi, sorgulamadan. Sonra toplantı bitti. Kalkıp odalarımıza gittik. Çalıştığım yerde tadilat var. Bir sürü bölüm kapalı bu yüzden. Herkese çalışacak alternatif bir yer bulundu ama bana bulunamadı. Eylülden beri oturuyorum odamda. Oda arkadaşlarım çalışıyor. Bense başka şeyler yapıyorum. "Büyük"lerimiz merak etmiyor pek ne yaptığımı. Salı sabahı orada mıyım? Evet! Peki cuma? Evet! Sorun yok.

    Eylülden önce, tadilata başlamadan önce yani, haziranda mesela ya da geçen nisanda harıl harıl çalışırdım. Sıkılmazdım da pek çalışırken. Ama şimdi işlerimi yapacağım bir yer bulunursa diye korkuyorum resmen. Ne tuhaf (!) ki hevesimi, motivasyonumu kaybettim. Önceden toplantılarda benden istenmeyen şeyleri yapardım. Ya da kendi kendime, ek işler üretirdim, ek çalışmalar yapardım. Artık böylesi bir şey mümkün değil. İçimden gelmiyor ama bunun dışında aklıma bir fikir bile gelmiyor.

    Her sabah gelmeye devam etsem de zihin olarak istifa ettim ben.

    Neyse toplantıdan sonra yerime oturdum. Maillerime baktım. Facebooka baktım. Zaytunga baktım. Biraz kitap okudum. Bir oda arkadaşım "hadi yemeğe" dedi. Yemeğe gittik ve 90 dakika boyunca ne berbat bir yerde çalıştığımızı konuştuk. Sonra odaya geldik. O çalışmaya başladı. Ben de kitabımı okumaya.

    Bazen gerçekten var mıyım diye düşünüyorum...

    15 dakika sonra işten çıkıp görüşme yapmaya gideceğim. Bir işe yarayacağım. Saat 18'de. Uyandıktan 11 saat sonra.

    Peki, bir deyiver bana, ben neden hala buradayım sevgili okur?

    20.1.10

    Şu Anda

    Öncelikle şu anda uyuyor olmayı isterdim.
    Sonralıkla da şunları:
    • Bloğuma komik komik şeyler yazmayı
    • Bloğuma Türkiye'de olan bitenlerle ilgili ciddi şeyler yazmayı
    • Evimi derleyip toplamayı
    • Evimin eksikleri üzerinde uğraşmayı
    • Bir göl kıyısında 2 adım yürüyüp sevgilime sarılmayı
    • Kar yağmasını izlemeyi
    • Kar yağmasını izlerken salep içmeyi
    • Yeni aldığım onyüzbinmilyon kitaptan birisini seçip okumaya başlamayı
    • Film koleksiyonumdan bir film seçip seyretmeyi
    • Bir tane daha seçip seyretmeyi
    • Ve bir tane daha seyretmeyi
    • Uyumayı demiş miydim?
    • Çok güzel bir kahvaltı yapmayı
    • Alışveriş yapmayı
    • Yaz tatilinde olmayı isterdim.

    Amma velakin sevgili Sesteş Günler takipçisi şu an iki ayda bir çektiğim zulmü çekiyorum, bir ödev daha hazırlıyorum. Aslında henüz hazırlıyorum denemez, daha çok hazırlamaya hazırlanıyorum. Başka insanların makalelerini okuyorum. Sonra da onların makalelerinden alıntılar yapıp kendi yazımda bir sentez yapacağımı umuyorum. Bunu bu kadar afilli söylemesem şöyle derdim:
    Hiçbir bilgim ve fikrim olmayan bir konuda yazılan makaleleri okuyup yazanların bilgisini ve fikrini öğreniyorum, anladıklarımı alıntı yaparak kendi yazıma koyuyorum, adı ödev oluyor.
    Neyse, yaptığım şeyin anlamsızlığını daha çok vurgulamamın bir yararı yok. Ödevi yarına teslim etmem gerekiyor. Lütfen sevgili okur lütfen ama... Yine son ana bıraktığımı söylediğini duyuyorum ve "cık cık cık ayıp" diyorum. İnsanın bu kadar da yüzüne vurulmaz ki canım...

    Not: Bu yazıyı Salvador Dali'nin bir fotografıyla yayınlıyorum. Neden derseniz, hata edersiniz. Baştan söyliyeyim. Zira kendimi bıyığına çiçek takmış bir insan gibi hissediyorum tam da şu anda...

    12.1.10

    2010'dan İlk Notlar

    • 2010 başladı. Hiç de başladığı gibi geçmiyor... İlk 3 gün tatildi. Ohh! Ama ayın 4'ünden beri sürekli çalışıyorum! 
    • Bir anaokulunda çalışmaya başladım. Çok zevkli. Henüz hastaneden ayrılmadım. Ama sanırım ayrılınca nasıl bir iş yapmak istediğimi buldum.
    • Çok inandığım bir şey var: Bir şey için ancak çok uğraşırsan sonuç güzel olur. Buna istinaden, Turuncu ile ilgili işlerle çok uğraşmaya başladım. Cumartesileri hatta bazen pazarları bile çalışıyorum. Bazen kendi programımdan bile korkuyorum.

    • Program örneği:
    Bugün salı. Perşembe ve cumartesi Turuncu'da görüşmem var. Pazar Çocuk Kumpanyası'nda ailelere sunumum var, sınırları anlatıyorum. Pazartesi anaokulda velilere sunumum var, çocuk gelişimi anlatıyorum. Çarşamba akşamı gelinlik provam var. Perşembe günü Geştalt ödevinin teslim günü. Cumartesi yine Turuncu'dayım. Ve sonraki hafta evleniyorum! 1 hafta tatil demek bu!
    • 2009'da bir arkadaşımdan (M) esinlenip tüm yıl nelere önem göstermeyi istediğimi yazmıştım. Hatta hepsi için tek tek resimler bulmuştum. O listeye baktım da %75'ini tamamlamışım. %5'i önemini kaybetmiş. %20'si üzerinde hala çalışıyorum. Bunu görmek çok güzel geldi :)
    • 2010 için de bir liste yaptım. 
    • 2010 için yaptığım listede bir madde "Pazar günlerimi planlıyorum". Bu maddeyi çok sevdim, aklıma geldiği için kendimi tebrik ettim :) Amma velakin devamına şunu eklemek isterim: Sonra bazen planlar bozuluyor...
    • Bazen de bozulmuyor tabii :)
    • 19 gün sonra evleniyorum. Dün saate baktığımda 20.30'du. O an farkettim ki 20 gün sonra tam bu saatte belki de gelinliğimle ve müstakbel kocamla tabii, salonda yürüyor olacağım.
    • Bu şekilde aklımdakileri yazmak çok hoşuma gidiyor.
    • Kuzenim hamile. Ve doguma cok az kaldı - 2 ay. Bu kadar büyüdüğümüze inanamıyorum ya :))
    • Dün ilk defa bakla pişirdim. Yemeğin suyunun tadı güzel oldu, kararmadı baklalar. Ama bir türlü pişmediler de... En sonunda kapatıp altını yattım. Sanırım düdüklü tencere şart! :)
    • Evimi özlüyorum bu aralar. Halbu ki dışarılarda çok vakit de geçirmiyorum. Yine de işten çıkışta eve gideceksem çok mutlu oluyorum.
    • Pazar akşamı B ile otururken yılbaşı ağacımızı kaldırmadığımızı ve süsleri toplamadığımızı fark ettim. Sonra B'ye "hadi toplayalım" dedim ve kalkıp topladık! Çok basit oldu gerçekten ve inanamadım., hemen harekete geçebildik! Şimdi salonumuz daha derli toplu görünüyor... 
    • Akşama misafirlerim var. Onlara kek yapmak istiyorum. Ama bir yandan da çok uykum var. Nasıl olacak?

      4.1.10

      Kendiliğinden

      Bir an giremeyeceğim sandım.
      O kadar sıkkın ve bıkkındım ki...
      Üşendim de...
      Ama sonra neyse ki,
      ben de herkes gibi,
      herkesle beraber,
      girdim 2010'a.
      Neyse ki... 
      :)
      2010'da her şey böyle kendiliğinden olsun mu?

      28.12.09

      Haftasonundan Notlar


      • Bazı şeyleri son ana bırakmasam da bir terslik oluyor ve son ana kalıyor.
      • Son ana bırakmadığım işler bile son ana kalınca umutsuzluğa kapılıyorum.
      • Eğitim vermeyi çok seviyorum.
      • Kimin öğretmen olabileceği 4 yıllık eğitimle belirlenemeyecek kadar karmaşık ve önemli bir iş bence.
      • Bir çocuğun nasıl biri olacağının bir sürü belirleyicisi vardır, ama ilk 5 içerisinde öğretmenleri kesinlikle yer alıyor...
      • Cumartesileri çalışmak, sadece bir gün tatil yapmak gerçekten zor. Ayrıca işler de yetişmiyor.
      • Anne ve baba olmak çok zor bir şey. Sürekli ilgi bekleyen bir çocuğa, onun istediği kadar ilgiyi onun istediği uzunlukta göstermek imkansız.
      • En güzeli komşunun çocuğunu sevmek... Babaanne - Anneanne - Dede olmak için önce kendi çocuğunuzun olması ve tüm sıkıntıları yaşamanız gerekiyor çünkü.
      • Yanıp sönen ışıkları seviyorum. 
      • Çam ağacı süslerken önce ışıkları takıp sonra süsleri yerleştirmek daha mantıklı olabilir, bir sonraki sefere denemeliyim.
      • Islak kek yaparken bir yardımcınızın olması süper bir şey! Hemencecik bitiveriyor.
      • Islak kekin sosunu dikkatli dökmek gerekiyor. Sos yetmezse çeşitli sorunlar yaşanabiliyor :)
      • Gerçek hayatta mafyanın varlığına ne kadar sinir olsam da Godfather'da Don Carleone'nin cevapları ve tarzı hoşuma gidiyor. 
      • Hayatımda bazı şeylerin Don Carleone'nin çözüm yollarıyla çözülsün istiyorum.
      • Bazı insanlara reddedemeyecekleri tekliflerde bulunmak istiyorum.
      • 6 gün bir yere yetişmek için uyanınca, 7. gün uzun uyumak mümkün olmuyor.
      • Kendimden yaşça büyük insanlara, hele de kendimi onlara çok yakın hissediyorsam, amca - teyze - abi - abla demeyi sevmiyorum. Adıyla hitap edince arkadaşım olmuş oluyorlar. Bu daha çok hoşuma gidiyor.
      • Mercimekli börek enfes bir şey.
      • Yavaş yürümek, yürümek, koşmak, hızlı koşmak sorun değil de; yavaş koşmak çok zor bir şey. Törenlerdeki askerler için üzülüyorum.
      • Haftasonu gidilmeyecek yerlerin başında Ankamall gelmeli. Çok kalabalık oluyor.
      • Hayatımı Eywa'nın kurallarına göre yaşamak istiyorum. Onun dengesi benim dengem olsun.
      • Bütünün bir parçası olmayı, olduğum şeyi kabul etmeyi, o halimi sevmeyi istiyorum.
      • Orduların olmadığı bir dünya gerçekten güzel olurdu.
      • Haftasonu kesinlikle daha uzun sürmeli.
      • Gördüğüm rüyaları hatırlamk istiyorum...