Öfke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öfke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.6.11

Sinirden Beynim Gözlerimden Fırlayacak Sevgli Okur!

Neler olduğunu maalesef açıklıkla anlatamayacağım sevgili okur ama son 2 günde çok net öğrendiğim şeyler:
  1. İş yerinde aynı kademede ya da altında çalışan hiç kimseye "eşitlik" martavalı okuma, onları ez, süründür. Yoksa er ya da geç onlar seni süründürür. 
  2. Birisi işsiz diye üzülmeyeceksin. İşsizse bir sebepten dolayı işsizdir. O sebepten dolayı, sen de onu işe alma, sebebi bilmesen bile. 
  3. Kişi doktora yapmış, hayatının yarısından çoğunda mesleğinin eğitimini almış olabilir. Ben böyle birisinin işsiz olmasının sebebini Türkiye'nin kötü şartlarına bağlamıyorum artık. Bunun sebebi o kişinin içinde saklı eminim!
  4. Tekrar söylüyorum, iş yerinde eşitlik diye bir şey yoktur. Kimseye talep etmediğini verme, hatta talep ettiğini de verme.
  5. Sadece kendi çıkarını düşün.
  6. İyi olma, hatta düşüncesiz ve kaba ol.
Allahııııııııııııııım o kadar sinirliyim ki!

11.6.11

Bu Makaleyi Neremden Yazsam Acaba?

Sevgili Okurum,

Farkındaysan yazma sıklığım arttı birden bire. Neden acaba :)

Çünküüü yine bir ödev hazırlamam gerekiyor.
Bu seferki bir makale olacak.
Şimdiye kadar bir makale yazıp da bir hocanın "çok güzel olmuş P. eline sağlık" dediği olmadı hiç. Aldığım geribildirimler daha çok
  • "İşkembeden tartışma yazmışsın!" 
(yanda bir işkembe görüyorsun sevgili okur, insanda bulunmayıp efendim, sığır hayvanında, koyun hayvanında, kısacası geviş getirenlerde bulunan bir organmış kendsi Yenen otlar ilk burada birikiyormuş. 
Geribildirimden sonra merak ettim baktım. Yükseklisans öğrencisiyim sonuçta, araştırmak için yanıp tutuşuyorum o dönemde!)
  • (Ve daha az yaratıcı bir geribildirim olan) "Hiç mi makale okumadın!" 
yönünde oldu.
Bunları diyen sayın profesör hoca (İ.D.) dediğinde ben 24 yaşındaydım.
Şimdi oldum 28.
O zamandan beri hiç kalkışmadım akademik bir şey hazırlamaya, zira ağzımın payını almıştım. Şimdi katıldığım ve 3. senesine kadar sağ sağlim gelebildiğim eğitimde bakalım ne geribildirimler alacağım yazımla ilgili (börkenek, kırkbayır vs...)

Umarım blog yazmak, yazma kapasitemi artırmıştır.

Şimdi bir müzik çalayım ve çalışma isteği içime dolsun!
Kendime bir güven gelsin!
Tüm makaleler kaymak gibi okunsun, kitap bölümleri nehir gibi aksın gözlerimin önünden...
Makalem şelale gibi patlasın!
Hadi bakalım :)




"P meets the Darth Vader"
May the force be with you, P...


28.11.10

Hamamböceği



Son dönemde iyi hissediyorum, evet.
Ama bu,
mutlu blog yazımı yazdıktan beş dakika sonra
ters dönen hamamböceğinin çaresizliğini
içimde hissetmeyeceğim anlamına gelmiyor sevgili okur...
Sen de, ben de bunu böyle belleyelim!
Düşmez kalkmaz bir Allah...
Ben de bir iniyorum bir çıkıyorum işte...


Pink Floyd - Ummagumma - Grantchester Meadows

12.8.10

Babiyya

Babaannemi kaybettik...
Çok zor geliyor.
Sanki tüm çocukluğumu da kaybettim onun gidişiyle.
Aslında buraya ona dair bildiğim, hatırladığım her şeyi yazmak istiyorum, onun için başladım yazmaya.

Ama onu ve yokluğunu düşünmek ağır geliyor.

The child is grown
The dream is gone
And I have become comfortably numb

25.12.09

Son ana bırakmasam da aslında bir şekilde son ana bırakıyorum. Peki bunu nasıl yapıyorum?

İnanamıyorum ya!

Daha yeni toplantıdan çıktım.
Saat 22.23.
Yarın bir sunumum var.
9'da evden çıkacağım.
Eve geldiğimde yorgun olacağımı düşündüm bugün.
O yüzden yarın yapacağım sunumu hazırladım gün boyunca. Son dakikaya bırakmadım.
Bu nadiren başarabildiğim bir şey. Ama her şeyiyle bitirmiştim sunumu. Okumalarımı iki gün önceden bitirmiştim zaten.
Bugün de gerçekten animasyon düzenleri dahil, her şeyiyle tamamdı sunum.

Kendime mail attım sunumu.
Ekledim. Eminim. Çünkü ekledim mi sunumu diye kontrol ettim.
Eminim.
Şimdi kendime gönderdiğim mail gelmiş.
Ama ekte sunum yok.



Ne yapacağım?
Hastaneye mi gideceğim bu saatte?
Yarın sabahın köründe mi gideceğim hastaneye?
Bu şekilde olmasın, uykusuz kalmayayım diye tüm öğleden sonra uğraştım.


Hem de çok az oyalanarak...

Bitirdiğimde gurur duyuyordum kendimle.
İşte yapabiliyorum, son dakikaya bırakmayabiliyorum dedim.


Ama bir taraftan da bir şeylerin yolunda gitmesi gerekmez mi?
Pekiştirilmem gerekmez mi?
Of sıkıldım ben yaa...
Şimdi hastaneye gidiyorum bu saatte...

23.11.09

Neden Böyle Oluyor?


Gerçekten bir cevap arıyorum...
Neden böyle oluyor?

Oysa ki bir ay öncesinden biliyordum bir ödev hazırlamam gerektiğini. Ama bir satır bile okumadım. Bununla kalmadım, okuduğum romanı da hiç elime almadım. Bununla da kalmadım, hazırlamayı planladığım bilgilendirme broşürlerine de başlamadım.

Ödev teslimine bir hafta kala roman okumaya başladım. Çok heyecanlı bir yere geldi, ama vaktim yok şimdi de onu okumaya.

Ödev teslimine üç gün kaldı, masanın başına oturdum. Bilgilendirme broşürleri için taslak oluşturmaya başladım. Kitap bölümleri işaretliyorum, oralardan beğendiğim yöntemleri birleştirmek ve yazmaya başlamak istiyorum. Ama vaktim yok şimdi bunları yapmaya.

Uyuduğum 6 saati çıkarırsak 9 saattir masanın başındayım ve hala başlamadım ödev için makaleleri okumaya... Ya da daha kötüsü, henüz ne okuyacağımı bile bilmiyorum...

Neden böyle oluyor?
Bazen kendime sinir oluyorum!

7.4.09

...








I'm sorry
When something is missing
When something is broken
I get the blame
It seems as if I'm always blamed
So I
Apologize -
Feeling angry
And humiliated
But not a bit
Sorry.

Cindy Herbert - I See a Child

20.8.08

Üçleme / Üç

(...)
Sarhoşların araba sürmeleri sakıncalıdır. Bunu herkes teslim eder. Ne var ki, sarhoşların telefonu kullanmaları araba kullanmalarından çok daha ölümcül sonuçlar doğurabildiği halde bu konuda hiçbir düzenleme mevcut değildir. Sarhoşken araba kullananlar rastgele hedeflere çarpar: aniden karşılarına çıkan talihsiz bir ağaç, kendi halinde seyreden ilgisiz bir araç... Ne bir kasıt vardır bu kazalarda ne de bir amaç. Sarhoşken telefonu kullananlar ise gidip mutlaka sevdiklerine çarpar.

Elif Şafak, Bit Palas

25.7.08

Üçleme / Bir

(...)
Kurtulduğumuzu sandığımız bir şeyin bize nasıl raptolduğunu gördüğümüz an yaşadığımız düş kırıklığı ile, geri alabileceğimizi sandığımız bir şeyin ellerimizden nasıl kayıp gittiğini gördüğümüz an yaşadığımız düş kırıklığı akran sayılır zira...

Elif Şafak, Bit Palas

6.7.08