Her sabahki rutinim:
Uyan.
Uyanma sonrası işlerini tamamla.
Kahve yap.
İçerken sırayla facebooka ve twittera bak.
Kahvaltı hazırla.
Yerken sırayla markafoniye, trendyola, limangoya gir. Çarşamba günüyse tchiboya da gir. Başka sitelere girme!
Güne başla.
Sanıyorum nisan ortasından beri güne başlayamıyorum sevgili okur. Hele de ofise erken gitmeme gerek yoksa güne başlamam saat 4'ü buluyor. Başlarda çok takılmıyordum. Yorgunum, biraz böyle olmaya ihtiyacım var demek ki diyordum. Sonra yaz geldi, taşındık falan derken ekimi buldum... Aaa bu arada evet taşındık hem de başka bir şehre. Ama o başka bir yazının konusu olacak sanırım.
Neyse ne diyordum, kendime şefkat, anlayış falan feşmekan göstere göstere ekimi buldum hatta neredeyse kasım olacak... Ama eski üretken halimden eser yok şimdi... Profesyonel bloğuma bir şeyler yazmadığım gibi canımın içi Sesteş Günler'e de hiçbir şeycik yazmıyorum ne zamandır... Twitterda neredeyse yokum... Twitter'daki profesyonel hesabımda hiiç yokum. Facebookta ayda yılda bir birisinin paylaştığı şeyi beğeniyorum. İş yerimin Facebook sayfasını ziyaret eden bile kalmamış. 3-4 arkadaşım dışında kimseyi arayıp sorduğum söylenemez. Mesleki hiçbir şey okumuyorum neredeyse... NE OLUYOR BANA?
Ne olduğunu bilmiyorum. Nasıl durduğumu biliyorum... Duran Kadın oldum ben... Ayakta durmayan ama yatakta duran, koltukta duran, masa başında duran, bazen bir cafede saatlerce duran kadın...
Gelelim ne olduğuna dair hipotezime.
Sanırım ben bir bağımlımyım.Şimdi alkışlayıp cesaretimden dolayı beni kutla sevgili okur. İtiraf ediyorum çünkü bağımlılığımı... Alkole değil, kumara değil, uyuşturucuya hiç değil... Beğenilmeye bağımlı oldum ben galiba. Yazdıklarım, yaptıklarım, duruşum, oturuşum, kalkışım, bakışım beğenilsin istiyorum... Diğerine bağımlıyım ben. Beğenileyim, merak edileyim ki varolayım. Oysa nefes alıyorum ve varım... Varlık için tek gerek bu.
(Şimdi burada beğenilmeye bağımlı olduğumu itiraf ettiğim şu anda senin bir sonraki cümlemde kullanacağım kelime için ne düşüneceğini umursamamaya çalışıyorum sevgili okur. Daha kibar kullanımları olsa bile ben yine de komik ve amiyane olan tabiri kullanacağım)
Daha önce bahsettiğim arkadaşım P. dedi ki bana:
"Herkesin osuruğu kendine güzel"
Allahım ne anlamlı söz bu! Hatta vurgulamak istiyorum, herkesin ossuruğu kendine güzel. Yani herkes osurunca kendisi rahatlıyor. "Ohh karnımdaki gerginlik geçti" diyor. Osururken çevremdekiler kokuyu sevecek mi diye düşünmüyor. Osurduğu için kendisi mutlu oluyor... Ben osurdum siz de sevinin, beğenin demiyor.
Davrandıktan, konuştuktan sonra diğerlerini yoklamamanın hafifliği... Diğerinin sessizliğinde, tepkisizliğinde yine de osuruğun verdiği mutluluğu yaşamaya devam etmek... Diğerinin memnuniyetsizliğinde bile -diğerinin kim olduğuna bağlı olarak, geribildirimi belki bir değerlendirmeden geçirip, memnunsam- osuruğumun rahatlığını yaşamaya devam etmek...
Çok güzel değil mi?
Ben beğendiğim için üretmek, hatta bazen beğenmesem bile, üretmek iyi geleceği için üretmek...
Üretmek geliştireceği için üretmek...
Güzel olsun, eksiksiz olsun, mükemmel olsun diye değil...
Ben iyi hissedeyim diye...
Sadece...
Yazılışları aynı anlamları farklı olan kelimelere sesteş kelimeler denir. Ama sadece kelimeler değil günler de sesteş olur. Salıların, Cumaların, Pazarların yazılışları hep aynı olsa da içerikleri hep farklıdır...
Düş Kırıklığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düş Kırıklığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25.10.13
14.6.11
Sinirden Beynim Gözlerimden Fırlayacak Sevgli Okur!
Neler olduğunu maalesef açıklıkla anlatamayacağım sevgili okur ama son 2 günde çok net öğrendiğim şeyler:
- İş yerinde aynı kademede ya da altında çalışan hiç kimseye "eşitlik" martavalı okuma, onları ez, süründür. Yoksa er ya da geç onlar seni süründürür.
- Birisi işsiz diye üzülmeyeceksin. İşsizse bir sebepten dolayı işsizdir. O sebepten dolayı, sen de onu işe alma, sebebi bilmesen bile.
- Kişi doktora yapmış, hayatının yarısından çoğunda mesleğinin eğitimini almış olabilir. Ben böyle birisinin işsiz olmasının sebebini Türkiye'nin kötü şartlarına bağlamıyorum artık. Bunun sebebi o kişinin içinde saklı eminim!
- Tekrar söylüyorum, iş yerinde eşitlik diye bir şey yoktur. Kimseye talep etmediğini verme, hatta talep ettiğini de verme.
- Sadece kendi çıkarını düşün.
- İyi olma, hatta düşüncesiz ve kaba ol.
28.11.10
Hamamböceği
Son dönemde iyi hissediyorum, evet.
Ama bu,
mutlu blog yazımı yazdıktan beş dakika sonra
ters dönen hamamböceğinin çaresizliğini
içimde hissetmeyeceğim anlamına gelmiyor sevgili okur...
Sen de, ben de bunu böyle belleyelim!
Düşmez kalkmaz bir Allah...
Ben de bir iniyorum bir çıkıyorum işte...
Pink Floyd - Ummagumma - Grantchester Meadows
12.8.10
Babiyya
Babaannemi kaybettik...
Çok zor geliyor.
Sanki tüm çocukluğumu da kaybettim onun gidişiyle.
Aslında buraya ona dair bildiğim, hatırladığım her şeyi yazmak istiyorum, onun için başladım yazmaya.
Ama onu ve yokluğunu düşünmek ağır geliyor.
Çok zor geliyor.
Sanki tüm çocukluğumu da kaybettim onun gidişiyle.
Aslında buraya ona dair bildiğim, hatırladığım her şeyi yazmak istiyorum, onun için başladım yazmaya.
Ama onu ve yokluğunu düşünmek ağır geliyor.
The child is grown
The dream is gone
And I have become comfortably numb
25.12.09
Son ana bırakmasam da aslında bir şekilde son ana bırakıyorum. Peki bunu nasıl yapıyorum?
İnanamıyorum ya!
Daha yeni toplantıdan çıktım.
Saat 22.23.
Yarın bir sunumum var.
9'da evden çıkacağım.
Eve geldiğimde yorgun olacağımı düşündüm bugün.
O yüzden yarın yapacağım sunumu hazırladım gün boyunca. Son dakikaya bırakmadım.
Bu nadiren başarabildiğim bir şey. Ama her şeyiyle bitirmiştim sunumu. Okumalarımı iki gün önceden bitirmiştim zaten.
Bugün de gerçekten animasyon düzenleri dahil, her şeyiyle tamamdı sunum.
Kendime mail attım sunumu.
Ekledim. Eminim. Çünkü ekledim mi sunumu diye kontrol ettim.
Eminim.
Şimdi kendime gönderdiğim mail gelmiş.
Ama ekte sunum yok.
Ne yapacağım?
Hastaneye mi gideceğim bu saatte?
Yarın sabahın köründe mi gideceğim hastaneye?
Bu şekilde olmasın, uykusuz kalmayayım diye tüm öğleden sonra uğraştım.
Hem de çok az oyalanarak...
Bitirdiğimde gurur duyuyordum kendimle.
İşte yapabiliyorum, son dakikaya bırakmayabiliyorum dedim.
Ama bir taraftan da bir şeylerin yolunda gitmesi gerekmez mi?
Pekiştirilmem gerekmez mi?
Of sıkıldım ben yaa...
Şimdi hastaneye gidiyorum bu saatte...
Daha yeni toplantıdan çıktım.
Saat 22.23.
Yarın bir sunumum var.
9'da evden çıkacağım.
Eve geldiğimde yorgun olacağımı düşündüm bugün.
O yüzden yarın yapacağım sunumu hazırladım gün boyunca. Son dakikaya bırakmadım.
Bu nadiren başarabildiğim bir şey. Ama her şeyiyle bitirmiştim sunumu. Okumalarımı iki gün önceden bitirmiştim zaten.
Bugün de gerçekten animasyon düzenleri dahil, her şeyiyle tamamdı sunum.
Kendime mail attım sunumu.
Ekledim. Eminim. Çünkü ekledim mi sunumu diye kontrol ettim.
Eminim.
Şimdi kendime gönderdiğim mail gelmiş.
Ama ekte sunum yok.
Ne yapacağım?
Hastaneye mi gideceğim bu saatte?
Yarın sabahın köründe mi gideceğim hastaneye?
Bu şekilde olmasın, uykusuz kalmayayım diye tüm öğleden sonra uğraştım.
Hem de çok az oyalanarak...
Bitirdiğimde gurur duyuyordum kendimle.
İşte yapabiliyorum, son dakikaya bırakmayabiliyorum dedim.
Ama bir taraftan da bir şeylerin yolunda gitmesi gerekmez mi?
Pekiştirilmem gerekmez mi?
Of sıkıldım ben yaa...
Şimdi hastaneye gidiyorum bu saatte...
16.12.09
Okeye dönmek
Geçen sene herkes "Şeker Bayramı mı yoksa Ramazan Bayramı mı demeliyiz"i tartışırken ben arkadaşlarımla Foça'da tatilde fark ediş üzerine fark ediş yaşıyordum.
Evet, Foça'da 3 canım arkadaşım ve ben tatildeydik. Pis 7'li, King, Batak, Blöf ve arada da okey oynuyorduk. King'de Batak'ta oyunu güzel takip etmek gerekir. Pis 7'li ve Blöf'te de eğer kağıdı azalana, yüklenirseniz ve biraz da oyunu takip ederseniz illa ki kazanırsınız. Ama Okey daha farklı bir oyun. Öncelikle bu 5 oyundan en az sevdiğim. Sonralıkla kartlarla değil taşlarla oynanan bir oyun :P
Ama hepsinden önemlisi sıranın her size gelmesinde seçim yapmak zorunda kalmanız. "Solumdakinin attığını mı alsaaaam yoksa yerden taş mı çeksem..." Sonsuz bir kararsızlık... Ben gerçekten bir türlü karar veremem. Yerden alacağım çok işime yarasa bile bilmediğim önümdeki seçenekler, denemediklerim beni cezbeder... Yerden alacağım pek işime yaramıyor olsa bile çekeceğimin daha alakasız olacağı korkusu tedirgin eder... (Ne sıkıntılı oyunmuş, neden oynadıysam...)
Ama işte hayat da tam Okey gibi... Bize doyum vermeyen bir işte "Sanki daha iyisi mi var" diyerek çalışmak... Mutsuz bir iş hayatı, ondan etkilenen özel hayat... Ya da hoşlanılan kişiye diğer seçeneklerden vazgeçemeyip bağlanmayı vaadedememek... Ya da, ya da, ya da... Bir sürü örnek... Ne serden ne yardan vazgeçmek... Hem karnım doysun hem pastam dursun demek...
Ama olmaması.... Büyümek...
1.12.09
iiiis - tiiiii - yoooo - ruuuum

İstifa etmek istiyorum.
Bunu yaptığımı o kadar çok hayal ediyorum ki... Ne derim mesela? İşleyişten, sorunlardan bahseder miyim? Yoksa etliye sütlüye karışmadan, "burayı çok (!) seviyordum ama daha çok kazandıran bir iş buldum" mu derim? İlk kime söylerim? Kızarlar mı? Zorluk çıkarırlar mı? Üzülürler mi? Yoksa umursamazlar mı?
Peki sonra ne olur? Yeni iş bulur muyum? Memnun, mutlu olur muyum? Param düzenli ödenir mi? Ya da para kazanır mıyım? Yoksa ben zaten her işte mutsuz olan birisiyim de henüz fark etmedim mi? Pişman olur muyum? Ya şimdiye kadar istifa etmediğime pişman olursam? Vakit kaybediyorsam?
Bir hocam evli kişilerin sevgilisi olanlarla ilgili bir benzetme yapardı. Onun kadar akıcı olmasa da dilimin döndüğünce anlatayım.
Evli birisiyle berabersen hep gizlenirsin. Eşi ya da bir tanıdık görecek diye sokakta el ele dolaşamazsın. Onunla bir gün evleneceğini, birlikte çocuk büyüteceğini hayal edemezsin. Kapalı kapılar ardında, gizli saklı yaşanır ilişki. Hayali kurulan özgürce, gizlenmeden yaşanan bir ilişkiyse eğer; memnun olunmayan, eksik kalan bir şeyler hep olacaktır. Kişi bu eksikliğin farkında olarak, huzursuzluğunu hissederek yaşar. Mutlu değildir. Ama ayrılmaz da...
Sanki yıllar önce çok beğenilerek alınmış fakat artık dar gelen bir ceket gibi. Bu ceket giyilemez, dardır çünkü. Ama atılmadığından yeni ceket alınamaz. Koyacak yer yoktur ya da " Zaten şu zaman aldığım, kumaşı şöyle güzel, rengi böyle güzel ceketim var, onun gibisini bulamam" denir. Bu şekilde yıllar çooook güzel olan ama dar gelen bir ceketin ihtiyacı karşılaması beklenerek geçer. Yenisi aranmadan, fırsatlar değerlendirilmeden...
Ayrılınmayan işler ve sevgililer gibi...
23.11.09
Neden Böyle Oluyor?

Gerçekten bir cevap arıyorum...
Neden böyle oluyor?
Oysa ki bir ay öncesinden biliyordum bir ödev hazırlamam gerektiğini. Ama bir satır bile okumadım. Bununla kalmadım, okuduğum romanı da hiç elime almadım. Bununla da kalmadım, hazırlamayı planladığım bilgilendirme broşürlerine de başlamadım.
Ödev teslimine bir hafta kala roman okumaya başladım. Çok heyecanlı bir yere geldi, ama vaktim yok şimdi de onu okumaya.
Ödev teslimine üç gün kaldı, masanın başına oturdum. Bilgilendirme broşürleri için taslak oluşturmaya başladım. Kitap bölümleri işaretliyorum, oralardan beğendiğim yöntemleri birleştirmek ve yazmaya başlamak istiyorum. Ama vaktim yok şimdi bunları yapmaya.
Uyuduğum 6 saati çıkarırsak 9 saattir masanın başındayım ve hala başlamadım ödev için makaleleri okumaya... Ya da daha kötüsü, henüz ne okuyacağımı bile bilmiyorum...
Neden böyle oluyor?
Bazen kendime sinir oluyorum!
7.4.09
...
25.7.08
Üçleme / Bir
(...)
Kurtulduğumuzu sandığımız bir şeyin bize nasıl raptolduğunu gördüğümüz an yaşadığımız düş kırıklığı ile, geri alabileceğimizi sandığımız bir şeyin ellerimizden nasıl kayıp gittiğini gördüğümüz an yaşadığımız düş kırıklığı akran sayılır zira...
Elif Şafak, Bit Palas
Kurtulduğumuzu sandığımız bir şeyin bize nasıl raptolduğunu gördüğümüz an yaşadığımız düş kırıklığı ile, geri alabileceğimizi sandığımız bir şeyin ellerimizden nasıl kayıp gittiğini gördüğümüz an yaşadığımız düş kırıklığı akran sayılır zira...
Elif Şafak, Bit Palas
6.7.08
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








