- İş yerinde aynı kademede ya da altında çalışan hiç kimseye "eşitlik" martavalı okuma, onları ez, süründür. Yoksa er ya da geç onlar seni süründürür.
- Birisi işsiz diye üzülmeyeceksin. İşsizse bir sebepten dolayı işsizdir. O sebepten dolayı, sen de onu işe alma, sebebi bilmesen bile.
- Kişi doktora yapmış, hayatının yarısından çoğunda mesleğinin eğitimini almış olabilir. Ben böyle birisinin işsiz olmasının sebebini Türkiye'nin kötü şartlarına bağlamıyorum artık. Bunun sebebi o kişinin içinde saklı eminim!
- Tekrar söylüyorum, iş yerinde eşitlik diye bir şey yoktur. Kimseye talep etmediğini verme, hatta talep ettiğini de verme.
- Sadece kendi çıkarını düşün.
- İyi olma, hatta düşüncesiz ve kaba ol.
Yazılışları aynı anlamları farklı olan kelimelere sesteş kelimeler denir. Ama sadece kelimeler değil günler de sesteş olur. Salıların, Cumaların, Pazarların yazılışları hep aynı olsa da içerikleri hep farklıdır...
Karar vermek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karar vermek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14.6.11
Sinirden Beynim Gözlerimden Fırlayacak Sevgli Okur!
Neler olduğunu maalesef açıklıkla anlatamayacağım sevgili okur ama son 2 günde çok net öğrendiğim şeyler:
25.5.10
İstifa vs. İstifra
Çok önemli bir şey oldu okurcuğum, anlatmazsam çatlarım.
İstifa ile istifra arasında sadece bir harf olması tesadüf değil bence.
İstifa etme fikri alkol gibi. Önce böyle bir olasılığın varlığı insanı rahatlatıyor. "Sonuçta burada çalışmayı kendim seçiyorum, istemesem yeni işler ararım" diyor insan. Sonra yavaş yavaş durumun böyle olmadığını görüyor. Gitse gidemiyor, kalsa kalamıyor. İstifa fikri bünyede yeterinden uzun süre kalınca istifraya yol açabiliyor kanımca sevgili okur, aynı alkolün kanda artışı gibi.
Daha önce de girişimlerim olmuştu ama bir şekilde ikna olup tekrar düşünmeye sevk edilmiştim. Neyi düşüneceksem artık...Ben bugün istifa ettim sevgili okur.
Nasıl hissediyoruuuum?
Heyecanlıyım galiba...
Sanki bu güne kadar bir kozadaydım. Ne yaşıyordum, ne de ölüydüm. Ne huzurluydum, ne de korkuyordum. Ama artık kozadan çıktım. Bunun ucunda yükselmek de var batmak da... Başarı da başarısızlık da olası artık...
Bu kararla yaşamaya, hayata temas etmeye başladım sanırım. Hissetmemektense ağlayacağım, güleceğim, korkacağım, heyecanlanacağım...
Günün şarkısı Candan'dan gelsin o zaman...
11.5.10
Bahar
Hosgeldin sevgili okur! Yine bir yenilikle karşındayım! :) Şimdi 3 dakika mola ver. Hem müziği dinle, hem yazımı oku... Okuman bitince de gözlerini kapat hayal kur müzik bitene kadar... Rahatla, sakinleş ve keyiflen...
Havalar çok sıcak değil. Bir güneş çıkıyor bir yağmur başlıyor. Oh geldi yine bahar! Baharın kararsızlığını seviyorum. Her an her şey olabilirmiş gibi... Dinamik. Mesela yaz öyle değil. Sabah sıcak. Sonra öğlen oluyor - daha sıcak. Akşam oluyor yine sıcak. Gece belki ılık belki uyutmayacak kadar sıcak. Kış da benzer. Ama bahar öyle mi sevgili okur? Sabah serinliği, öğle sıcağı, öğleden sonra yağmuru, akşam esintisi, gece serinliği...
Ben de bahar gibiyim bu aralar. İçimde, düşüncelerimde, duygularımda bir şeyler harekete geçti. Sanki her şey donmuştu da şimdi erimeye başladı. Bir kaç hafta öncesinde ne kadar durgunsam şimdi de o kadar dinamiğim. Hareketli gibi değil de değişkenim. Değişkenliğim karar vermemi zorlaştırsa da; donmuş düşüncelerle, duygularla, donuk yaşamaktansa "özgürce" fikir, duygu değiştirdiğim bu halimi daha çok seviyorum.
Bir sarkaç gibi salınır salınır dengeye gelirim sanki böyle olunca.
Sonra durum değişirse yine salınırım.
Nasıl öğlen sıcağı akşama kalmıyorsa ben de değişirim.
23.12.09
16.12.09
Okeye dönmek
Geçen sene herkes "Şeker Bayramı mı yoksa Ramazan Bayramı mı demeliyiz"i tartışırken ben arkadaşlarımla Foça'da tatilde fark ediş üzerine fark ediş yaşıyordum.
Evet, Foça'da 3 canım arkadaşım ve ben tatildeydik. Pis 7'li, King, Batak, Blöf ve arada da okey oynuyorduk. King'de Batak'ta oyunu güzel takip etmek gerekir. Pis 7'li ve Blöf'te de eğer kağıdı azalana, yüklenirseniz ve biraz da oyunu takip ederseniz illa ki kazanırsınız. Ama Okey daha farklı bir oyun. Öncelikle bu 5 oyundan en az sevdiğim. Sonralıkla kartlarla değil taşlarla oynanan bir oyun :P
Ama hepsinden önemlisi sıranın her size gelmesinde seçim yapmak zorunda kalmanız. "Solumdakinin attığını mı alsaaaam yoksa yerden taş mı çeksem..." Sonsuz bir kararsızlık... Ben gerçekten bir türlü karar veremem. Yerden alacağım çok işime yarasa bile bilmediğim önümdeki seçenekler, denemediklerim beni cezbeder... Yerden alacağım pek işime yaramıyor olsa bile çekeceğimin daha alakasız olacağı korkusu tedirgin eder... (Ne sıkıntılı oyunmuş, neden oynadıysam...)
Ama işte hayat da tam Okey gibi... Bize doyum vermeyen bir işte "Sanki daha iyisi mi var" diyerek çalışmak... Mutsuz bir iş hayatı, ondan etkilenen özel hayat... Ya da hoşlanılan kişiye diğer seçeneklerden vazgeçemeyip bağlanmayı vaadedememek... Ya da, ya da, ya da... Bir sürü örnek... Ne serden ne yardan vazgeçmek... Hem karnım doysun hem pastam dursun demek...
Ama olmaması.... Büyümek...
1.12.09
iiiis - tiiiii - yoooo - ruuuum

İstifa etmek istiyorum.
Bunu yaptığımı o kadar çok hayal ediyorum ki... Ne derim mesela? İşleyişten, sorunlardan bahseder miyim? Yoksa etliye sütlüye karışmadan, "burayı çok (!) seviyordum ama daha çok kazandıran bir iş buldum" mu derim? İlk kime söylerim? Kızarlar mı? Zorluk çıkarırlar mı? Üzülürler mi? Yoksa umursamazlar mı?
Peki sonra ne olur? Yeni iş bulur muyum? Memnun, mutlu olur muyum? Param düzenli ödenir mi? Ya da para kazanır mıyım? Yoksa ben zaten her işte mutsuz olan birisiyim de henüz fark etmedim mi? Pişman olur muyum? Ya şimdiye kadar istifa etmediğime pişman olursam? Vakit kaybediyorsam?
Bir hocam evli kişilerin sevgilisi olanlarla ilgili bir benzetme yapardı. Onun kadar akıcı olmasa da dilimin döndüğünce anlatayım.
Evli birisiyle berabersen hep gizlenirsin. Eşi ya da bir tanıdık görecek diye sokakta el ele dolaşamazsın. Onunla bir gün evleneceğini, birlikte çocuk büyüteceğini hayal edemezsin. Kapalı kapılar ardında, gizli saklı yaşanır ilişki. Hayali kurulan özgürce, gizlenmeden yaşanan bir ilişkiyse eğer; memnun olunmayan, eksik kalan bir şeyler hep olacaktır. Kişi bu eksikliğin farkında olarak, huzursuzluğunu hissederek yaşar. Mutlu değildir. Ama ayrılmaz da...
Sanki yıllar önce çok beğenilerek alınmış fakat artık dar gelen bir ceket gibi. Bu ceket giyilemez, dardır çünkü. Ama atılmadığından yeni ceket alınamaz. Koyacak yer yoktur ya da " Zaten şu zaman aldığım, kumaşı şöyle güzel, rengi böyle güzel ceketim var, onun gibisini bulamam" denir. Bu şekilde yıllar çooook güzel olan ama dar gelen bir ceketin ihtiyacı karşılaması beklenerek geçer. Yenisi aranmadan, fırsatlar değerlendirilmeden...
Ayrılınmayan işler ve sevgililer gibi...
16.3.09
Yalın Ayak Prenses ve Prens

... ve Külkedisi kaçarken, pabucu ayağından fırladı. Ertesi gün Prens, (gönlünün ısındığı kadına varacağına) ayağı bu pabuca sığacak genç kızı aramaya koyuldu. Ülkenin tüm kızları, Prens tarafından beğenilmek için, ayaklarını daha ufak hale getirme çabasına giriştiler.
İşte o gün bu gündür kadınlar, ayaklarını, erkekler tarafından belirlenmiş kalıplara sıkıştırmaya çalışır, böyle yaparak erkeğin Prensesi olacaklarını düşler dururlar. Zaman geçtikçe topallamalarının, kendilerini depresif hissetmelerinin sebeplerini sürekli kendi eksikliklerinde arayarak... Ve "pabucun" ne denli geçerli olduğunu hiç sorgulamadan...
Erkekler ise ellerindeki "ayakkabıya" (veya düşlerindeki kalıba) "ayağını" (kendini) sıkıştıracak kadını arar; "ayağı" sıkışmış bir kadının ne denli gerçek, ne kadar huzurlu, mutlu olup; mutlu edebileceğini bile sorgulamadan...
Ve birlikte yalınayak yaşayabilmenin özgür keyfinden habersizce...
Leyla Navaro'nun "İki Boy Ufak Pabuç" adlı kitabından yukarıdaki alıntı.
Bu kitapta Leyla Navaro, duygusal ilişkileri hem erkeğin hem de kadının açısından bakarak çok güzel incelemiş gerçekten. İlişki sürecindeki ve ayrılık sonrası depresyonları, sebeplerini örnekleyerek anlatmış. Ve siz sormadan ben söyleyeyim, erkeklerin yarattığı kalıpların belli bir süre sonra en büyük takipçisinin, denetçisinin kadınlar olduğunu da üzerine basa basa belirtmiş... Türk kültürü gözönüne alınarak yazılmış bu kitabı evlenmeyi hiç düşünmeyen, düşünen ama daha zamanı var diyen, evlilik arifesinde olan, evli, boşanmış, uzun süreli bir ilişki yaşayan veya bir ilişkiye başlamakta zorlanan, daha da uzatabilirim bu listeyi ama kısaca, herkese tavsiye ediyorum. :)
resim linki : http://us.movies1.yimg.com/movies.yahoo.com/images/hv/photo/movie_pix/walt_disney/cinderella/cinderella14.jpg
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


