Yazılışları aynı anlamları farklı olan kelimelere sesteş kelimeler denir. Ama sadece kelimeler değil günler de sesteş olur. Salıların, Cumaların, Pazarların yazılışları hep aynı olsa da içerikleri hep farklıdır...
Amanınlaaaar...
Aylardan sonra ilk defa tekrar bloğuma gireyim dedim. Hiç umudum yoktu gireceğimden... Açıldı ama!
Bir sevindim bir sevindim anlatamam sana sevgili okur...
Nicedir bakmıyordum, umudumu kesmiştim blogpspottan. Haberlerini bile takip etmiyordum artık...
Sevgili okurum,
Günlerdir ne kadar hastayım anlatamam.
Ateşim ilaçlara rağmen inmedi 38'lerden...
Yutkunmadan yaşamak o kadar zormuş ki, oof of çok yoruldum a dostlar..
Bugün biraz daha iyiceyim neyse ki..
Azıcık daha düzeyeim son zamanlarda olan olaylarla geri dönneceğim, söz!
:)
Son dönemde iyi hissediyorum, evet.
Ama bu,
mutlu blog yazımı yazdıktan beş dakika sonra
ters dönen hamamböceğinin çaresizliğini
içimde hissetmeyeceğim anlamına gelmiyor sevgili okur...
Sen de, ben de bunu böyle belleyelim!
Düşmez kalkmaz bir Allah...
Ben de bir iniyorum bir çıkıyorum işte...
Eveeet, bir başka başlıkta işte yine beraberiz sevgili okur!
Öncelikle bu başlığın şarkısını çalmaya başlayalım...
Çok değişik bir şey oluyor son günlerde.
Takip ediliyorum!!!
Evet belki inanmayacaksın ama okurcuğum gerçekten takip ediliyorum!
Peki bu eğlenceli müzik neden?
Çünkü beni gökkuşakları takip ediyor :))
Daha önce de yağmurlu günler oluyordu, hava bir kapanıp bir açılıyordu ama hiç gökkuşağı görmüyordum ben.
Mesela çarşamba sabahı ne oldu anlatayım.
Sabah 6.30'da uyanmama rağmen evden 8 gibi çıkabildim, geç kalmanın eşiğindeydim. "Lütfen trafik açık olsun, lütfen lütfen lütfen" derken ben içimden; o kırmızı mavi ışıkları yanan, radyo keyfimi kabusa döndüren konvoylardan birisinin arkasına düştüm. Bu konvoyların en kötü yanlarından birisi de iki - üç şeridi aynı anda tıkıyor olmaları. Yani ışıklı pavyon arabalarından birisi önde gitse, muhterem kişinin arabası ortada olsa ve arkadan da sinyal ve sinir bozucu araç gelse yetmiyor mu? Böylece tek şeridi doldururlar sadece...
Ama yoook, herkes bu muhterem kişilere zarar vermeye çalıştığı için (hastalıklı düşünce örneği) sağda ve solda da birer pavyon arabası gidiyor. Böylece en az iki şerit dolmuş oluyor. Ve şeritlerden birisi boş olsa bile konvoy o şeridi tıkıyor. Bu da insanın çileden çıkmasına yetiyor.
O kadar gıcık oluyorum ki bu konvoylara! İçindekine zarar vermeyecekken de veresim geliyor resmen. Eğer o sinyal bozucu, bedduaları da bozmuyorsa yakın zamanda muhteremlerin başlarına bir şey gelebilir... Benden söylemesi!!
Neyse, konumuz bu değildi di mi.. Azıcık anlattım rahatladım...
Çarşamba sabahı ise çok daha mucizevi bir şekilde rahatlamıştım.
Konvoy önde ben arkada giderken İ. Melih'in yaptığı alt geçitlerden birisine girdim. Konvoy ise üstten devam etti. Konvoya yol açmak için polis alt geçitten çıkanları durdurdu. Biraz bekledik alt geçitte, sonra konvoyun uzaklaşmasıyla radyom çalmaya başladı :) sonra trafik açıldı veeee alt geçitten çıkınca ne göreyim! Tam karşımda pırıl pırıl bir gökkuşağı... Çoook güzel görünüyordu!
Perşembe günüyse anaokulunda tam veli görüşmelerini tamamlayıp bir bardak çay almıştım ki birden çok parlak bir gökkuşağı tam pencerenin önünde beliriverdi. Fosforluydu sanki :)
Bu iki şaşırtıcı karşılaşmanın dışında arabada giderken, evde kahvaltı ederken, yolda yürürken tüm hafta boyunca takip etti beni gökkuşakları... Galiba güzel şeyler oluyor, olacak hayatımda ve gökkuşakları mutsuz olmama, moralimi bozmama izin vermiyor. Keyfimi hep yeride tutuyorlar...
Uzun zamandan sonra bir sonbaharda mutluyum yine...
Ohh..
Nazar değmesin, gökkuşakları hep izlesin beni!
Sen de izle beni sevgili okur...
Kal sağlıcakla :)
Son zamanlarda bir sürü kere bir şeyler yazmak için açtım bloğumu ama beğenmedim yazacaklarımı sevgili okur. Ne yazsaydım?
İki çok sevdiğim insanın başka şehirlere gidişini mi? Yoksa kaybettiklerimi ne kadar özlediğimi mi? Yoksa yoksa, son dönemde edindiğim kaybetme korkularımı mı?
Beğenmedim yazacaklarımı taa ki düne kadar. Önce mutlu bir müzik koyalım, sonra anlatayım..
Bugün ise iki sebebim var yazmak için. İkisi de birbirinden çok keyfimi yerie getiriyor :)
Birincisiiiiiiii
Turuncu yani ofisimle ilgili.
Bir buçuk sene önce S ile kendimize bir merkez kurduk. İkimizin de hayaliydi kendi merkezimizde, kendi danışanlarımızı görmek. Bu güzel hayali, iki dost, gerçekleştirdik, Turuncu'yu doğurduk :)
Açılışımıza bir sürü arkadaşımız geldi ve güzel saksı çiçekleri, minyatür ağaçlar getirdiler. Açılış gününün sonunda Turuncu bir danışmanlık merkezinden çok, tropik bir ormana benziyordu. Amma velakin okurcuğum, S de ben de başka işlerde full time çalışıyorduk ve Turuncu'ya vakit ayıramıyorduk bir türlü. 2. ayın sonunda iki saksı çiçeğimiz ölmüştü. Zaman içinde üç tanesini daha kaybettik. Çünkü başlarda çok da fazla danışanımız yoktu. Olabildiğince az giderimiz olsun diye bir sekreter de çalıştırmıyorduk. Biz çalıştığımız için çok gidip gelemiyorduk da. Neyse ki yavaş yavaş işler arttı ve kalan yedi çiçek yaşamını sürdürmeyi başardı. Birisi ise hala bitkisel hayatta :) Nasıl oluyorsa.. :))
Binbir guclukle istifa ettigimi beni dikkatli takip eden okurlarım bilirler. Bu istifadan sonra Turuncu'ya odaklandım. S maalesef taşındı... O yüzden tek başıma odaklandım. Veeee bir sekreter çalıştıracak parayı kazanmaya başladım. Çok tatlı birisi Turuncu'nun sekreteri. Sahiplendi Turuncu'yu. Bazen benden daha iyi baktığını hissediyorum. Ohh... Çok güzel.
İşte, sevgili sekreterim bugün ofisimize turuncu bir balık getirmiş cam bir fanusun içerisinde. Masasına koymuş. Gelen her çocuk ilgilendi balığımızla :)
Aklıma ölen çiçeklerimiz geldi. O zamanlar çiçekleri yaşatamazken şimdi bir balık yaşıyor ofiste :) Her iş yavaş başlar demişti M zamanında...Gerçekten doğruymuş...
Huzur veriyor Turuncu'nun hareketlenmesi bana... Bir hayal gerçek oluyor! Ne güzel!
İkinci konu ise çok tatlı iki insan ve bir olasılık ile ilgili :)
Biliyorum ki her ikisi de okuyacak bu yazıyı. Ama yazmadan önce müziği değiştiriyorum :)
Okurcuğum, benim iki arkadaşım var. Biri R biri U. R'yi şans eseri tanıdım. U'yu da onun sayesinde. Sonra onlar erdi muratlarına biz çıktık kerevetlerine... Gerçi düğünlerine gidemedik ama, neyse :)
İşte bu iki tatlı insanın önce evlerini su bastı sonra da ev sahipleri evi satmaya karar verdi.. Aman ne üzüldüm! Neden üzülmedim okurcuğum, çünkü bizim binada bir sürü kiralık ev var. Onlar da bizim evin manzarasını seviyorlar. Evi de beğeniyorlar. Kirası da onların bütçesine uygun geliyor.
Belki de taşınırlar :)
Bu olasılık beni çok çok heyecanlandırıyor. Giden onca insandan sonra evrenin bana bir borcu olduğunu düşünüyorum. Eğer bu borcu R&U'yu bizim binaya taşıyarak ödeyecekse evreni affedebilirim belki. Gidenlerin yeri dolmaz ama bana süper bir kıyak olur bu sevgili evren... Consider this! (Evrenin Türk olmama ihtimaline karşı)
İşte durumlar böyle...
Bu gece keyfim yerinde.
Birazdan B ile blues dinlemeye gideceğiz. İçkiye az ödemek için başladık demlenmeye :)
Eeee, o paralar kolay kazanılmıyor ama di mi?
Hadi okurum kal sağlıcakla...
Şu şarkıyı da dinle öyle git...
Keyfimiz iyice yerine gelsin!
The Doors'dan geliyor,
Güzel gecelerrrr...